Kadın Hakları ve Ülkemizdeki Son Durum

Pazar günü bir yazının içinde, okurken tebessüm etmeme sebep olan bir atışmaya rastladım. Bunu paylaşmak istiyorum, ama yazının son kısmında. Önce bunu da içine alan konudan bahsedeyim.

İyi bir tarihçi olan Ayşe Hür her pazar Tarafta Tarih Defteri başlıklı tam sayfa yazı yazıyor, sık sık da Kemalizmi ve Türk modernleşmesini sorguluyor. Bu haftaki yazısına da 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle cumhuriyetin ilk yıllarındaki güzellik yarışmalarını konu etmiş. Sadece yarışma değil elbette, yarışma bağlamında Kemalist modernleşme projesinin kadınların birey olmalarına izin vermemesine rağmen bedenlerini milli görev olarak seferber etmesini istemesindeki absürdlüğü sorguluyor.

Cumhuriyete geçiş ile alakalı yaygın olarak bilinen yanlışlardan birisi de bu kadın hakları mevzusudur. Bu ezbere göre kadın hakları Cumhuriyetle birlikte tepeden inme olarak, bir lütuf gibi verilmiştir. Oysa bu konuda Cumhuriyetin ilk on yılında Mustafa Kemalin epeyce ayak sürüdüğü, pek bilinmese de gerçek. Konuyla alakalı Mustafa Armağanın yazısı özet niteliğinde, okunabilir. Okunduğunda görülecek ki yaygın efsanenin aksine cumhuriyet, kadınlara haklarını vermek bir yana vermemekte epey direnmiştir.

Armağanın yazısında geçen örneklere bakalım. Mustafa Kemal 1933 de Ankara Hukuk Fakültesindeki kız öğrenciler milletvekili olmak istediklerini söylediklerinde Niçin mebusluk istiyorsunuz da askerlik istemiyorsunuz? diye sorar. Bir yıl sonra Ankara Kız Lisesini ziyareti sırasında kız öğrencilerin sıkıştırması üzerine de Mebus seçer ve mebus olursunuz; fakat aynı zamanda asker de olacaksınız der. Bu tür ifadelerden de anlaşılacağı gibi kadınlar haklarını bir lütufla değil, kuruluşu II Meşrutiyete dayanan Türk Kadınlar Birliğinin yaklaşık 10 yıl süren mücadelesinin sonunda alabilmişlerdir. (Bkz)

Peki bu direnmeye sebep ne olabilir?

Ayşe Hürde bundan bahisle Türk modernleşmesinin hedefinin muasır medeniyet seviyesine ulaşmak olarak tanımlandığı ancak Batı medeniyetinin temelinin dokunulmaz haklara sahip birey/insan iken Kemalistlerin onu yerine milli kültüre dayalı Türk ailesini koyduklarını söylüyor. Devamla da önce kadınların cinsiyetsizleştirildiğini ardından da vatana hayırlı nesiller yetiştirmeleri için biyolojik fonksiyonlarının öne çıkarıldığını, kadınlardan beklenenin geleneksel rollerini Batılı tarzda icra etmeleri olduğunu belirtiyor.

Bu politikalar sonucunda da Cumhuriyet erkeklerinin kadınlara siyasi haklarını vermekte direttiklerine, dernek kurmaya bile izin vermediklerine değinen Hür; on yıl önce peçe ardında olan kadınlarının şimdi başlarını açmaya, kolsuz elbise giymeye, hatta mayo ile güzellik yarışmalarına katılmaya zorlamalarını anlamanın da oldukça zor olduğunu ironik bir biçimde dile getiriyor.

Hürün geleneksel Türk aile yapısına ilişkin olumsuzlayan sözlerine katılmak da birey temelli hakların edinilmesindeki engel ile bu aile yapısı arasında kolayına kaçıp direk sebep sonuç ilişkisi kurmak da çok mümkün değil. Ancak yine de, gardrop devriminin yüzeyselliğini bu rollere yansıyan absürdlük kadar gösteren iyi bir örnek bulmak zor olur kanaatindeyim.

Gelelim yazının başında bahsettiğim konuya. İşte bu dünyadaki güzellik yarışmalarına katılma fikri ilk gündeme geldiği (Ayşe Hürün yazdığına göre yarışma fikri M.Kemalden çıkmıştı) zaman Cumhuriyet gazetesi başyazarı Yunuz Nadi şöyle yazmış:

Bizim kadınlarımız bu müsabakaya niçin iştirak etmesinler, bizim ne kusurumuz var? Halbuki Türk kadını, dünyanın en güzel kadınlarından sayılmıştır. Hatta Avrupada Şark güzeli diye dillere destan olmaktadır. Avrupada imal edilen birçok kremlerin, losyonların ve tuvalete ait ilaçların üzerine reklam için Şarkın güzellik tılsımı cümlelerini daima görmekteyiz. O halde Türk kadını niçin Amerika ve Avrupada kendi milletinin güzelliğini göstermesin?

Mizah dergisi Karagöz ise işi şöyle alaya alıyormuş:

Cumhuriyet refikimiz Dünya Güzellik Müsabakasına Türk kadınlarının girmesini istiyor. Öyle ya her millette güzel var da bizde yok mu? Yok ne demek! Öyleleri var ki bir gülüşle bin gönül fethederler, öyleleri var ki bir bakışla bin can yakarlar. Daha neler, ne fettanlar, ne dilberler, ne dilbazlar var, var ama bunlar bize, bizim gönlümüze göredir. Ölçüye uymaz, metroya santime gelmezler. Malum a, bizim bedenlerimiz alafranga değil alaturkadır, sporsuz gelişi güzel büyüdüğümüz için hepimiz biraz göbekliyiz, vücudun ölçülü güzelliğine o kadar ehemmiyet vermeyiz, bizde güzellik şunlar dadır: Kaş, göz, gerisi söz. Müsabaka heyeti evvela ölçüp biçtikten sonra hesaba uygun olanları müsabakaya sokacaklar. Haydi efendim haydi, onların arşınına göre bizde kumaş yoktur..

Karagözün sözleri, Doğu ile Batının insana doğaya ve yaşama bakışı arasındaki önemli farka da işaret etmemiş mi?

admin

admin

Samsun Escort Bayanlar at Site Yöneticisi
Samsun Escort sitesinin yönetiminden sorumlu içerikleri onaylayan kısacası sitenin yöneticisidir. Yıllardır sektörde faaliyet gösteren ilan sitelerinin birçoğuna teknik destek olsun, seo anlamında olsun yardımları olmuştur.
admin

Kadın Hakları ve Ülkemizdeki Son Durum” üzerine bir düşünce

  1. Mersinli Hasan

    beral aydinlarimizda gereksiz bir ataturk takintisi var. elestiri icin bazen sadece islerine gelen seyleri goruyorlarmis gibi geliyor. baglanti verdiginiz ve alinti yaptiginiz mustafa armaganin yazisinda da boyle bir takinti sezdim. mesela su secme-secilme hakki verilmesi meselesi. su elestiriye bakin:

    Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının ‘dünyadaki pek çok gelişmiş ülkeden önce verildiği’ iddiası da bir efsane olarak bugüne kadar yaşamıştır. Oysa somut verilerin ışığında baktığınızda Yeni Zelanda’dan Moğolistan’a kadar tam 28 ülkenin, kadınlarına seçme ve seçilme hakkını Türkiye’den önce tanımış olduğunu görürsünüz.

    mogolistanin kadinlara haklarini turkiyeden once vermesi, turkiyenin bu haklari dunyadaki pek cok gelismis ulkeden once vermesini yanlislamaz ki. oysa bu tezi dogrulamak cok daha kolay. birkac ornek gosterirsiniz (misal, fransa) is biter. ayrica, turkiye bu hakki veren diger gelismis ulkelerden cok da gec kalmamistir. ornegin amerikada ulusal olarak secme-secilme hakki kadinlara 1919da verilmis. haa, is secme-secilme hakkiyla bitiyor mu o ayri mesele. ama is gercekleri abartmaya ve hele carpitmaya gelince kafamin tasi atiyor.

    ayni yazidan baska bir nokta. on puanlik uzman sorusu: ikinci mesrutiyetten beri var olan bir kurulus on yillik bir mucadele sonunda 1934te amacina ulasiyorsa, bu neye isarettir? (yine, bu kurulusun 1935te kapatilmasi baska bir sey.)

    bir de ayni yazida sozu gecen mucadelenin mustafa kemal uzerinde ne gibi bir baski unsuru olusturdugu konusunda ben tatmin olmadim ya o da ayri mesele.

    son olarak, kemalizmin turk kadinini birey yapmak icin yeterince calismamasi ve yuzeysel kalan devrimler elestirilecektir; ama turk kadinin birey olamamasinin sebebinin de kemalizm oldugunu sanmiyorum.

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir